Şirketler uzun süredir sürdürülebilirlik girişimlerini itibarlarını artırmak, dış ve iç standartlara uymak veya ek kâr elde etmek için bir yol olarak meşrulaştırıyor. Ancak bu girişimler nadiren dönüştürücü bir etki yaratıyor, çünkü piyasalar kaynakları hızla tüketen şirketleri ödüllendirip ve yenileyici modelleri olanları sıklıkla cezalandırarak ekolojik sınırları ve sosyal hedefleri göz ardı ediyor. İş gerekçesi ne kadar güçlü olursa olsun, kurumsal sürdürülebilirlik stratejileri mevcut ekonomik sistemin mantığıyla yapısal uyumsuzluktan kurtulamıyor.
Sorun, birçok kişinin fark ettiğinden daha derin. Ekonomik mantığı yeniden şekillendirmek için gerekli anlatı altyapısı olmadığında, geliştirdiğimiz tüm gelişmiş sürdürülebilirlik standartları ve metrikleri – yani teknik altyapı – yetersiz kalıyor. Çabalarımız, üç aylık kâr beklentilerinin esiri olmaya devam ediyor ve sürdürülebilirlikte lider olması gereken şirketler ibretlik örneklere dönüşüyor.
Diyelim ki tamamen döngüsellik için ürün tasarlayan varsayımsal bir üretim şirketi var: Her bir malzeme girdisi sürekli yeniden kullanım yoluyla sonsuza kadar değerini koruyor. Bu, aslında şirketin malzeme maliyetlerini dramatik şekilde azaltır ve onu dalgalı emtia fiyatlarından yalıtır. Ancak, bugünün lineer kar etmeye dayalı iş modellerine alışkın olan piyasalar sadece bu iş modelinin yüksek ön yatırım taleplerine odaklanır.
Yatırımcılar kısa vadeli getirileri uzun vadeli değer yaratımına tercih ederken, kredi derecelendirme kuruluşları da dayanıklılığın faydalarını derecelendirme kararlarına dahil etmekte zorlanıyor. Sonuç olarak, döngüsel üretici yatırım bulamazken; kaynak tüketen rakipleri ise düşük maliyetli sermayeye bolca erişebiliyor. Bu şekilde, çevreye ya da topluma olan maliyetleri dışsallaştırmayı ödüllendirmek, finansal ihtiyat kisvesi altında ekonomik bir delilik.
Bu nedenle, benim “uyumlu kapitalizm” olarak isimlendirdiğim bir dönüşümü başlatmamız gerekiyor. Böyle bir sistemde, ekolojik etkilerin maliyeti piyasalara bırakılacak, düzenleyiciler ekosistem restorasyonunu ödüllendirecek ve yatırımcılar dayanıklılık konusunda rekabet edecek. Finansal tablolar doğal ve sosyal sermayeyi içerecek, kredi dereceleri eşitlik ve çevresel hazırlığı hesaba katacak.
Başka bir deyişle, sürdürülebilirlik bir maliyet merkezi olmaktan çıkıp bir kâr motoruna dönüşecek. Böyle bir sistemde, döngüsel üretici şirket büyüyüp gelişecek. Bu tür şirketlerin kaynak verimliliği ve tedarik zinciri bağımsızlığı büyük avantajlar sağlayacak. Malzemeler giderek azaldıkça ve pahalandıkça, ticaret giderek kırılgan hale geldikçe, bu şirketler zamanla güçlenen rekabet avantajları inşa edebilecek.
Elbette ekonomik mantığı değiştirmek için siyasi ekonomideki tüm paydaşların – yönetim kurulu üyelerinden düzenleyici kurumlara, sendikalardan yerel topluluklara ve sivil toplum kuruluşlarına kadar – üzerlerine düşeni yapması gerekiyor. Ancak, akıllı şirket liderleri başkalarının harekete geçmesini beklemeyecek. Liderler, sistemler çevresel ve sosyal gerçeklerle uyumlu olduğunda iyi işin nasıl göründüğünü bize gösterebilir. Çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) taahhütlerine yönelik son tepkiler, bunu daha da önemli kılıyor.
İlk ve en önemli adım, eksik olan “anlatı altyapısı”nı inşa etmek. Şirket liderleri, kurumsal eylemleri daha geniş amaçlarla ilişkilendiren stratejik, kanıta dayalı hikâye anlatımına katılmalı ve paydaşlarla politik döngülerin ötesine geçen diyaloglar kurmalı ve bu sayede hem yönetim kurullarında hem de dış dünyada güven inşa etmeli. Ayrıca, uyumlu uygulamaların başarılı sonuçlarını gösteren araştırmalara yatırım yapmalılar.
Bazı şirketler bu konuda doğru adımları atıyor. Brezilyalı kozmetik grubu Natura’nın yerli topluluklarla ortaklıkları, hem iş sonuçlarını hem de sosyal çıktıları iyileştirdi. Küresel döşeme üreticisi Interface, halılarının karbon ayak izini %74 oranında azaltmalarını sağlayan Mission Zero taahhüdü diğer şirketlere ilham verdi. Enerji yönetimi ve dijital otomasyon şirketi Schneider Electric ise sürdürülebilirliği iş stratejisinin merkezine koyarak operasyonlarına derinden entegre etti. Bu şirketlerin hikayeleri, sürdürülebilirlik uygulamalarını ödüllendiren ekonomik mantığın oluşmasına yardımcı oldu ve düzenleyici ile piyasa değişimlerine zemin hazırladı.
Ancak kurumsal davranış, bulmacanın sadece bir parçası. Şirketler koordineli bir eylemi teşvik etmek için, sadece uyum için tasarlanmış yönetişim yapıları yeterli değil. Şirketler uyum kadar savunuculuk için de tasarlanmış yönetişim yapılarını benimseyerek çevresel ve sosyal kriterlerin finansal açıklamalara ve karar alma süreçlerine entegre edilmesini sağlayacak düzenleyici reformları savunmalı. Düzenleyiciler ise ekolojik-sosyal kapsamlı açıklamaların finansal tablolara dahil edilmesini zorunlu kılmalı ve sistemin yeniden hizalanması için iddialı zaman çizelgeleri belirlemeli.
Yatırımcılar da kritik bir rol oynuyor, çünkü düzenlemeler piyasayı yönlendirdiği kadar piyasa baskılarına da cevap verir. Yatırımcılar, dayanıklılık kriterlerini kendi yetki alanlarına entegre etmeli, yeni değerleme metodolojileri geliştirmeli ve üç aylık kârlar yerine uzun vadeli değer yaratımında rekabet etmelidir. En akıllı varlık yöneticileri, ekolojik ve sosyal sınırlar içinde gelişecek yarının kazanan şirketlerini fark ederek bu yetenekleri şimdiden geliştiriyor.
Son olarak, işletme okulları ekolojik ve sosyal okuryazarlığı ve geleceğin ekonomik gerçekliklerini şekillendirmeyi temel müfredatlarının bir parçası olarak öğretmelidir. Bugünün MBA öğrencileri geçiş sürecindeki bir ekonomiyi devralacak. Bu geçiş ister düzenli ister kaotik bir şekilde olsun, geleceğin liderleri yalnızca mevcut kısıtlar içinde kaynakları yönetmek için değil, bu dönüşümü yönetmek için de araçlara ihtiyaç duyacak.
Uyumlu kapitalizm altında, bugünün marjinal iş modelleri kârlı hale gelebilir. Ürün-hizmet olarak sunulan iş modelleri istikrarlı getiriler sağlayabilir. Çevresel faydaların maliyet avantajı sağladığı bir ortamda karbon-negatif üreticiler hızla ölçeklenebilir. İş gücü geliştirmeye ve toplum sağlığına odaklanan şirketler, olumlu sosyal sonuçlar sağladıkları için doğrudan ödemeler alabilir.
Sürdürülebilirliğin doğal kazanan olduğu bir sistem yaratmak için, şirket liderlerinin önce mevcut ekonomik çerçevenin ekolojik ve sosyal gerçeklerle temelden uyumsuz olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Piyasalar nadiren dönüştürücü ÇSY girişimlerini ödüllendiriyor ve bu durumun kendiliğinden değişmesi pek olası değil. En yenileyici ve sürdürülebilir stratejilerin aynı zamanda en kârlı olduğu daha iyi bir kapitalizm ise aslında mümkün. Ancak, bunun için yöneticilerin yatırımcılar, düzenleyiciler ve tüm paydaşlar arasında koordine bir eylem başlatması gerekiyor. Bu toz duman dindiğinde ise ilk harekete geçme cesaretini gösterenler, piyasanın yeni liderleri olacak.
Bu içerik Project Syndicate’te yayınlanan yazısından çevrilmiş ve derlenmiştir. Orijinal kaynağa buradan ulaşabilirsiniz.
Detaylı bilgi için kurumsal web sitemizi ziyaret edebilirsiniz: www.s360.com.tr