Anasayfa

Dünyanın geleceği, sekiz temel önlemden yedisinde sınıfta kalıyor

Dünyadaki refaha ilişkin gerçekleştirilen araştırmaya göre, insan faaliyetleri, küresel güvenlik ve adaletin belirlenmiş sekiz göstergesinden yedisinde dünya tehlike bölgesinde. Bilim insanları gezegenimizin giderek artan su problemi, besin krizi, ekosistemde sürdürülebilirlik ve hava kirliliği ile karşı karşıya olduğuna dair endişe verici kanıtlar sunuyor.

4 Dakikalık Okuma
|
ÇSY Yatırımları ve Finans
Etki Ekonomisi ve Toplumsal Yatırım

Dünya Komisyonu’ndaki (Earth Commission) bilim insanları tarafından hazırlanan, Nature dergisinde yayınlanan araştırmaya göre gezegenimiz artan su mevcudiyeti, ekosistemdeki besin miktarındaki artış, ekosistem bakımı ve aerosol kirliliği krizleriyle karşı karşıya. Bunlar, yaşam destek sistemlerinin istikrarını tehdit ediyor ve sosyal eşitliği kötüleştiriyor.

Komisyon mevcut iklim odağının ötesine geçerek diğer endeksleri ve çevresel adaleti içerecek şekilde gelecek nesil sürdürülebilirlik hedeflerinin ve uygulamalarının bilimsel omurgasını oluşturmasını istiyor. Bu çalışma ilk kez etnik köken, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramlara odaklanarak zararı önlemek için gerekli olan "adalet" önlemlerini içeriyor.  

Araştırma, Doğu Avrupa, Güney Asya, Orta Doğu, Güneydoğu Asya, Afrika'nın bazı bölgeleri ve Brezilya, Meksika, Çin ve ABD'nin Batı'sının bir kısmı boyunca iklim değişikliğinden kaynaklı sorunlu alanların odak noktalarına değiniyor.  

Yaklaşık 40 araştırmacıdan oluşan ekip, hem gezegen için neyin güvenli olduğu hem de adaletin ön plana alındığı çalışmada her çevresel kategori için ölçülebilir sınırlar oluşturdu. Almanya Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsü Direktörü Rockstrom ve diğer bilim insanları geçmişte de ekosistemler üzerine bu tür bütüncül ölçümler için çalışmıştı. Son yayınlanan çalışmadaki en büyük fark, yerel ve bölgesel odaklanma ile adalet yaklaşımının çalışmaya eklemiş olması. Genç ve yaşlı nesillerin, farklı ulusların adaleti çalışmaya entegre edildi. Rockstrom ayrıca bu çalışmanın insan ve gezegen arasındaki dinamikler için disiplinler arası bir bilimsel değerlendirme girişimi olduğunu belirtti.  

Araştırmada belirlenen sınırlar, üniversiteler, hükümetler arası iklim değişikliği paneli, biyoçeşitlilik ve ekosistem hizmetlerine ilişkin uluslararası politika platformu, Birleşmiş Milletler bilim grubu gibi kurumlar tarafından yapılan önceki çalışmaların bir sentezine dayanıyor.  

Örneğin iklim değişikliği farklı bir odakta ele alındı. Uluslararası liderlerin 2015 Paris İklim Anlaşması’nda kabul gören 1,5 derece ısınma sınırı önemli bir eşik olarak görülüyor.  Rockstrom ve Gupta’nın yürüttüğü araştırmaya göre Dünya, şimdiye kadar yaklaşık 1,1 derece ısındı. Bu nedenle güvenlik sınırını geçmedi, ancak bu insanların yaralanmadığı anlamına gelmiyor. Gupta, aşırı sıcaklıklara maruz kalan on milyonlarca insanı işaret ederek göstermeye çalıştıkları şeyin 1 derecenin dahi çok büyük hasarlar meydana gelmesi olduğunu söyledi. 1,5 derecelik sınır aşılmadı, ancak insanların 1 derecelik değişimde zarar gördüğüne ve "adil" sınırların ihlal edilmesine dikkat çekildi.

Dünya Komisyonu güvenli ve adil bir iklim hedefinin, atmosferdeki karbondioksit oranını azaltarak ısınmayı 1 derecede tutmak olduğunu söylüyor. Bu hedef için dünyanın %50 ila 60'ının ağırlıklı olarak doğal ekosistemlere ev sahipliği yapmalı. Ancak gerçek şu ki, gezegenin yalnızca %45 ila %50'si bozulmamış bir ekosisteme sahip.  

Amsterdam Üniversitesi'nden çevre profesörü Dünya Komisyonu eş başkanı Joyeeta Gupta bir basın toplantısında kömür, petrol ve doğal gaz kullanımının azalması ve toprak, suyu işleme yöntemlerinin değişmesi ile gezegenin iyileşebileceğini söyledi. Ancak çalışma, tüm bu alanlarda ters yönde ilerlediğimizi gösteriyor diye ekledi.  

Komisyona göre; çiftlikler, şehirler ve endüstri parkları gibi insanların değiştirdiği alanlarda ekosistemi korumak için arazinin en az %20 ila 25'inin parklar, ağaçlık alanlar gibi yarı doğal habitatlara ayrılmalı.

Araştırma, muson mevsimini ve diğer hava düzenlerini bozabilecek kuzey ve güney yarım küre arasındaki aerosol yoğunluklarındaki dengesizliği en aza indirmeye odaklanıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün de önerdiği gibi PM 2.5 olarak bilinen, akciğerlere ve kalbe zarar verebilecek küçük partikül maddeye yıllık ortalama maruz kalmanın metreküp başına 15 mikrogramlık bir sınırda tutulmalı. Bu bir sosyal adalet meselesi çünkü daha yoksul ve genellikle ağırlıklı olarak siyahi topluluklar, savunmasız bölgelerde bulunduğundan en kötü sonuçlara maruz kalma eğiliminde.  

Yüzey suyu için kriter ise nehirlerin ve akarsuların akışının %20'sinden fazlasının herhangi bir toplama alanında olağan akışının engellenmemesi. Suların toplanması durumunda suyun kalitesi düşerken tatlı su türleri sorunlar ortaya çıkıyor.  

Araştırmada belirlenen güvenli sınır, dünyanın üçte birinde hidroelektrik barajlar, drenaj sistemleri ve inşaatlarla halihazırda aşıldı. Dünyadaki nehir havzalarının %47'si endişe verici bir durumda. Mexico City gibi nüfus merkezlerinde ve Kuzey Çin Ovası gibi yoğun tarım alanlarında su kaynakları adına büyük sorunlar gözlemleniyor.  

Görece daha gelişmiş ülkelerde çiftçiler, bitkilerin ve toprağın emebileceğinden daha fazla nitrojen ve fosfor gübresi kullandığından, besinler de diğer bir endişe kaynağı. Rapor, küresel sermayenin burada anahtar olduğunu söylüyor. Yoksul ulusların daha fazla gübreye ihtiyacı varken, zengin ulusların üretim fazlasını kesmesi gerekiyor. Bu durumda güvenli ve adil sınır, küresel üretimde 61 milyon ton azot ve yaklaşık 6 milyon ton fosforun küresel üretim fazlalığı oluşturuyor.  

Hint Okyanusu'ndaki kıyı okyanusları araştırma ve geliştirme direktörü David Obura ise, politika çerçevesinin zaten Birleşmiş Milletler'in iklim ve biyolojik çeşitlilik anlaşmalarının hedeflerine dayanarak güvenli sınırlara geri dönmek için yürürlükte olduğunu belirtti. Bununla birlikte, tüketim tercihlerinin de önemli bir rol oynaması gerektiğinin altını çizdi. Obura, birçok tedavi seçeneği mevcut olsa da aynı zamanda yaşam tarzı değişikliklerine de ihtiyacımız olduğuna değindi. Direktör doğanın yenilenme gücü olduğunun altını çizerken daha fazla taahhüde ihtiyaç duyulduğunu bir kez daha hatırlatıyor.  

S360'ta ortak değer yaratmayı odağımıza alarak günümüzün en önemli sürdürülebilirlik problemleri üzerine stratejik öneriler geliştiriyor, böylece kârı amaçla birleştiriyoruz.

Detaylı bilgi için kurumsal web sitemizi ziyaret edebilirsiniz: www.s360.com.tr

İlginizi çekebilecek diğer makaleler

2 Dakikalık Okuma
May 31, 2024

İklim değişikliğinin nörolojik etkileri

3 Dakikalık Okuma
May 31, 2024

Büyük şirketler iklim taahhütlerini yerine getirmeleri için artan çağrılarla karşı karşıya

5 Dakikalık Okuma
May 10, 2024

Hidrojen ekonomisi ne kadar temiz?