Anasayfa

İklim krizinin faturasını kim ödemeli?

Görece gelişmiş ülkeler ve fosil yakıt şirketleri neden oldukları iklim kayıplarının ve zararlarının bedelini ödemeli mi? Küresel sıcaklık artışı 2.9 °C yükselirse, dünyanın iklime karşı en savunmasız 65 ülkesinin ortalama GSYİH'si 2050'ye kadar %20 ve 2100'e kadar %64 düşecek.

5 Dakikalık Okuma
|
İklim Kaynaklı Riskler ve Fırsatlar

Görece gelişmiş ülkeler ve fosil yakıt şirketleri neden oldukları iklim kayıplarının ve zararlarının bedelini ödemeli mi? Ağustos ayında Pakistan, feci bir sel felaketiyle harap oldu. Eşi görülmemiş muson yağmurları 1.500'den fazla insanı öldürdü ve sular altında kalan ülkede 30 milyar doları aşan ekonomik zarara sebep oldu. Geçtiğimiz aylarda gerçekleştirilen bir araştırma sel olasılığının iklim değişikliği nedeniyle arttığı sonucuna vardı. Sera gazı salımları ile aşırı hava olayları arasındaki bağlantı git gide güçlenirken Pakistan'daki seller, Madagaskar kasırgaları ve Somali'deki kuraklık gibi çevre felaketleri, iklim değişikliği nedeniyle daha yoğun ve sık hale geliyor. Küresel sıcaklık artışı 2,9 °C yükselirse, dünyanın iklime karşı en savunmasız 65 ülkesinin ortalama GSYİH'si 2050'ye kadar %20 ve 2100'e kadar %64 düşecek.

Peki ya çevreyi kirletenlerin neden oldukları iklim hasarının bedelini gerçekten ödedikleri bir dünyada yaşasaydık? Fosil yakıt endüstrisinin üzerindeki baskı şirketlerin sonunun işareti mi olurdu? Yaratılan fonlar, verilen zararı hafifletebilir mi? Dünyanın en savunmasız ülkelerini iklim felaketlerinden kurtarıp ve yaklaşan tehditlere uyum sağlayabilir miydik?

İklim kayıplarını ve zararlarını kimin ödemesi gerektiği tartışması önemli bir jeopolitik mesele haline geldi ve Kasım ayında Mısır'ın Şarm El-Şeyh kentinde yapılan COP27 iklim görüşmelerinde gündemin üst sıralarında yer aldı. 2030 yılına kadar, dezavantajlı ülkelerin iklim tehditlerine yönelik tedbirler alacak olsalar bile önlenemeyecek nedenlerden yıllık 290-580 milyar dolar zarar ile karşı karşıya kalması muhtemel. 2050 yılına kadar, toplam kayıp ve hasar maliyeti 1-1.8 trilyon dolara yükselebilir.

Son yıllarda iklim değişikliğinin neden olduğu küresel eşitsizlik konusunda daha açık konuşmaya başlayan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, iklim krizini "sosyal ve ekonomik adalet konusunda bir vaka çalışması" olarak nitelendiriyor ve dünyayı kirletenlerin zararı karşılaması gerektiğini çünkü az gelişmiş ülkelerin amaca yönelik desteklere ihtiyacı olduğunu savunuyor.

Hükümetler çevresel kaynaklı zararı karşılama konusunu ciddiye alırlarsa, BM'nin iklim değişikliği organı olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında ülkelerin ihtiyaçlarına göre adil finansman sağlayan bir fon kurulabileceği tartışılıyor. İklim adaleti üzerine çalışan kar amacı gütmeyen Tipping Point UK'nin organizatörü Sadie DeCoste, adil dağıtımın ülkelerin küresel salımlarının tarihsel geçmişine bakılarak hesaplanabileceğini söylüyor.

Dünyanın iklime karşı en savunmasız ülkeleri, yaşanan iklim felaketleri sonrasında ihtiyaçlarını değerlendirecek ve belirli faktörlere dayalı olarak özel fon talep edebilecekleri bir tesisin kurulması için çağrısında bulundu. Bugüne kadar gelişmiş ülkeler, insani yardımın kalkınma için yeterli olduğu konusunda ısrar ederek bu çağrılara şiddetle karşı çıktı.

Fosil yakıt şirketleri de sera gazı salımlarından sorumlu tutulan taraflardan biri. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan CDP'nin 2017 tarihli bir raporuna göre, 1988'den beri salınan küresel sera gazlarının %71'ini üretmekten yalnızca 100 fosil yakıt şirketi sorumlu. Petrol devleri, son 30 yılda kirlilik, kötüleşen halk sağlığı ve karbon salımları dahil olmak üzere yaklaşık 13 trilyon dolarlık zarara neden oldu. Bu şirketler, artan sıcaklıkları körükleyen ve iklim felaketlerini şiddetlendiren fosil yakıtların satışından yüksek karlar elde ediyor.

Dünyanın büyük fosil yakıt şirketleri bu salımlardan sorumlu tutulursa, son 20 yılda salınan küresel karbon paylarına bakıldığında hedeflenen küresel fona ödeme yapmaya zorlanabilirler. Bu, gelişmekte olan ülkelerin iklim etkileri ve temiz enerjiye geçiş maliyetleri ile başa çıkmalarına yardımcı olabilir. Şirketlerin çıkardıkları her bir ton kömür, petrol veya gaz için düşük bir oranda başlayan ve her yıl artan bir vergileme yöntemine tabii tutulmasıyla iklim krizinden görece fazla etkilenen ülkelerin yeniden inşasına ve afetlerden kurtulmasına yardımcı olacak milyarlarca dolar finansman sağlanabileceği konuşuluyor. Ancak bunun yanında hükümetler aynı zamanda kömür, petrol ve gazın hızlı bir şekilde aşamalı olarak kaldırılması için bir zaman çizelgesi belirlemeli. Fosil yakıt vergileri yalnızca iklim kayıplarını ve zararlarını geçici olarak karşılayabilecek durumda.

Havacılık ve nakliye gibi çok fazla fosil yakıt kullanan sektörler de iklim değişikliğinin etkilerinden azaltmak üzere planlanan fonu oluşturmak için vergilendirilebilir. Hava yolu taşımacılığı gibi iklim krizini en çok etkileyen bazı davranışlar yüksek gelirli az sayıda insanın yaşam tarzıyla ilişkilendiriliyor. Küresel nüfusun yalnızca %1'i uçuş salımlarının %50'sinden sorumluyken insanların %90'ı hiç uçmamıştır. Bazı araştırmacılar, her ek uçuşla artacak olan havayolu seyahat ücretlerinin, kayıp ve hasar fonlarını artırmak için adil bir yol olduğunu söylüyor. Bu yöntemle her yıl 5-10 milyar dolar gelir elde edilebilir.

Bunların yanında, halihazırda çevreyi kirleten faaliyetleri destekleyen kamu politikalarındaki iklim yanlısı dönüşüm büyük bir fark yaratabilir. Yakın tarihli bir rapor, dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerin şu anda fosil yakıt ve ağır sanayi gibi çevreye zararlı sektörlere her yıl yaklaşık 1,9 trilyon dolar yatırım yaptığı tahmin ediyor. Yıllık küresel GSYİH'nın yaklaşık %2'sine eşit bu yatırım iklim krizinden etkilenen dezavantajlı kesimleri desteklemek için yönlendirilebilir.

Hükümetlerin politik tutumlarının yanı sıra hukuki sistemler de iklim krizinden negatif etkilenen grupların zararlarının “İklim değişikliği tutum ölçeği (climate attribution)” odağında tazmin edilebileceği bir başka önemli yol. "İklim ilişkilendirme" bilimindeki son gelişmeler bu konuda özellikle önem teşkil ediyor. Örneğin, 2021 tarihli bir Hollanda mahkemesi kararı, Shell'e salımlarını Paris Anlaşması uyarınca azaltmasını konusunda yaptırım uyguladı.

Fosil yakıt şirketlerini salımlarının etkileri konusunda daha hesap verebilir hale getiren davalar ve vergiler birleşerek kömür, petrol ve gazın sonunu getirebilir mi?
Fosil yakıt şirketlerinin faaliyetlerinin yol açtığı zararlar için ödeme yapmaya zorlanmasının, enerji geçişini hızlandıracağı savunuluyor. Tütün endüstrisinde markaların ürünleriyle ilişkili sağlık risklerinin kamuya transparan bir şekilde aktarılmasının yarattığı itibar kaybı ve tütün sektörünü sorumlu tutan yüzlerce yeni dava hukuki ve politik etkinin en derinden hissedildiği örneklerden biri.

Fosil yakıt endüstrisinin son 50 yılda günde ortalama 2,8 milyar dolar toplamda ise 52 trilyon dolar kar elde ettiği tahmin ediliyor. Fosil yakıt şirketlerinden iklim zararlarının faturasını ödemelerinin istendiği bir senaryoda bu değerin 2030'a kadar yıllık 290-580 milyar dolara ulaşabileceği düşünülüyor. Bu, şirketlerin mevcut yıllık karlarının %30-60'ına eşdeğer.

Çevreyi kirletenler tarafından finanse edilen fonlar, iklim açısından hassas ülkeler için bir cankurtaran olabilir mi?

Fon aynı zamanda ihtiyacı olan ülkelerin halk sağlığı sistemlerini güçlendirmelerine ve iklim nedenli artan sağlık maliyetlerini karşılamalarına olanak sağlayacak. Ayrıca fon çevreyi kirleten endüstrilerde işlerini kaybeden işçilere tazminat ödemesi yaratmak için de kullanılabilir. Örneğin, temiz enerjiye geçişte küresel kömür endüstrisinin 4,7 milyon, madencilik sektörünün ise 4 milyon iş gücü kaybı yaratacağı tahmin ediliyor.

Gelişmekte olan birçok ülke, enerji ihtiyaçlarını karşılamak ve ekonomilerini büyütmek için büyük ölçüde fosil yakıtlara bağımlı. Kalkınmaya ulaşmak için devletler sanayileşmeyi ve bu yolda fosil yakıt kullanımını tercih ediyor. Yaratılacak küresel finansman bu ülkeleri daha temiz bir yola yönlendirerek iklim tehditlerine uyum sağlamalarına olanak sağlayabilir.

Yaratılacak finansman aynı zamanda iklim mültecileri için de için de fark yaratabilir. 2050 yılına kadar 216 milyon kadar insanın su kıtlığı, azalan mahsul verimliliği ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi iklim etkileri nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalacağı tahmin ediliyor. Bununla birlikte fon fırtınalar ve seller nedeniyle zarar görmüş veya yok olmuş mercan resifleri gibi hayati ekosistemlerin restorasyonu için de kullanılabilir.

Karbon salımı yüksek olan kurumların adil düzende çevre için üzerine düşen payı ödediği bir dünyada, toplulukların maruz kaldıkları kayıpları ortadan kaldırmak mümkün mü?

Maalesef uzmanlar bunun yeterli olmayacağını çünkü birçok topluluğun gelecekte iklim etkilerini görmeye devam edeceğini belirtiyor. Dahası, çevreyi kirletenlerin bedelini asla ödeyemeyeceği bazı iklim etkileri var çünkü geri alınamaz bazı adımlar atıldı. İnsan hayatının, kültürel mirasın, hayvan ve bitki türlerinin kaybı iklim krizinin maddi olarak telafisi olmayan en derin etkileri arasında. Sonuçta deniz seviyesinin yükselmesiyle fiziki sınırlarını kaybetmiş bir ülkenin egemenliği parayla geri getirilemez.

Kapitalizm, bir ülke olarak başka bir ülkeye para vermememiz ve böylece stratejik avantajımızı riske atmamamız gerektiğini aşılayan rekabetçi bir zihniyet oluşturuyor. Oysa daha işbirlikçi düşünmek ve küresel gelişimin ülkelerin relatif gelişimini besleyeceğini anlamak gerekiyor. Ancak bu yaklaşım ile zararları ödemeye yönelik adımlar atarak küresel iklim adaletsizliğini düzeltmeye yardımcı olabilir.

S360'ta ortak değer yaratmayı odağımıza alarak günümüzün en önemli sürdürülebilirlik problemleri üzerine stratejik öneriler geliştiriyor, böylece kârı amaçla birleştiriyoruz.

Detaylı bilgi için kurumsal web sitemizi ziyaret edebilirsiniz: www.s360.com.tr

İlginizi çekebilecek diğer makaleler

5 Dakikalık Okuma
May 10, 2024

Hidrojen ekonomisi ne kadar temiz?

5 Dakikalık Okuma
May 10, 2024

Temiz teknolojide neden iş birliği ve rekabet gücünü dengelememiz gerekiyor?

3 Dakikalık Okuma
May 10, 2024

ILO: Çalışanların %70'i iklimle bağlantılı sağlık tehlikeleri riski altında